e-ISSN: 2717-946X
TURKISH JOURNAL OF HIP SURGERY - : 1 (2)
Volume: 1  Issue: 2 - 2021
1.Cover

Page I

2.Editorial Board

Pages II - IV

3.Contents

Page V

4.Editorial

Page VI

5.Manuscript Preparation

Pages VII - IX

REVIEW ARTICLE
6.History of Arthroscopy and Knee Surgery in Turkey
Veli Lök
doi: 10.5222/TJHS.2021.58066  Pages 37 - 44
Artroskopi, ortopedi alanında endoskopik yöntemle ekleme girmek, görmek, fotoğraf çekmek ve ameliyatları yapmak için kullanılan yenilikçi bir yöntemdir. Güncel olarak artroskopi, tanısal artroskopi ve artroskopik cerrahi olarak uygulamada işlev görmektedir. Şu anda çok ileri düzeyde olan artroskopinin teknolojik gelişimi ve yaygın kullanımı zaman almıştır. Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi (EÜTF), Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde çalışırken ve meslek hayatımın “sonraki döneminde”, Türkiye’de artroskopi çalışmalarının başlamasına ve gelişmesine katkıda bulunmaya çalıştım. Amacımız, artroskopinin dünden bugüne dünyadaki gelişmelerin temelinde, Türkiye’deki gelişimine kısaca değinmek ve artroskopi konusunda Türkiye’de tanık olduğumuz bilgileri paylaşmak, özellikle hasta ve halk sağlığı açısından önemini vurgulamaktır.
Arthroscopy is an innovative method used in the field of orthopedics to enter the joint by endoscopic method, to see, to take photos and to perform operations. Currently, arthroscopy functions in practice as diagnostic arthroscopy and arthroscopic surgery. The technological development and widespread use of arthroscopy, which is currently very advanced, has taken time. I tried to contribute to the initiation and development of arthroscopy studies in Turkey when I was working in Ege University Faculty of Medicine Orthopedics and Traumatology Clinic and in the “later period” of my professional life. Our aim is to briefly touch on the development of arthroscopy in the world and in Turkey from yesterday up to today, and also to share the information we have witnessed about arthroscopy in Turkey, emphasizing its importance especially in terms of patient and public health

ORIGINAL RESEARCH
7.The Association Between Femoroacetabular Impingement and Internal Fixation of Femoral Neck Fractures
Ali Ihsan Kilic, Ramadan Özmanevra, Osman Nuri Eroglu
doi: 10.5222/TJHS.2021.07108  Pages 45 - 50
Amaç: Konjenital deformiteler, femur başı epifiz kayması ve Legg-Calve-Perthes hastalığı, femoroasetabular sıkışma (FAI) için olası nedenler olarak öne sürülmüştür. Çalışmamızın amacı femur boyun kırıkları sonrası FAI'nin radyografik bulgularını tanımlamak ve bu verileri karşı kalça ile karşılaştırmaktır.
Yöntem: Kurumsal tıbbi kayıt veri tabanımız, 2010-2019 yılları arasında femur boyun kırığı (OTA 31-B) öyküsü olan 18-50 yaş arası hastalar için geriye dönük olarak tarandı. Elli iki hasta belirlendi. Dışlama kriterlerinden sonra 37 hastada kırık tespit ettik. 29 erkek ve 8 kadın hastanın yaş ortalaması 32,7 (dağılım 18-48) idi. 37 hastanın tamamı için bilateral kalça eklemlerinin ön-arka ve “cross table” lateral görünümleri ameliyat öncesi ve son takipte gözden geçirildi. Ortalama takip süresi 48 aydı (dağılım 6-98 ay). Ek olarak, bu hastaların postoperatif BT taramaları da gözden geçirildi.
Bulgular: OTA sınıflandırma alt tiplerine göre iki kırık subkapital (31B1), 25'i transservikal (31B2) ve 10'u bazoservikal (31B3) kırıktı. Opere edilen tarafın lateral X-ray'de ortalama alfa açısı istatistiksel olarak etkilenmeyen taraftan anlamlı olarak yüksekti. BT'de ortalama alfa açısı ameliyat edilen tarafta etkilenmeyen tarafa göre anlamlı olarak daha yüksekti. Buna ek olarak, istatistiksel olarak BT'de asetabular derinlik opere edilen tarafta yüksek iken, BT'deki asetabular versiyon açısı etkilenmeyen tarafta daha yüksekti. AP X-ray'de lateral CE açısında etkilenmeyen tarafla opere edilen taraf kıyaslandığında anlamlı fark saptanmadı.
Sonuç: Femur boyun kırığı sonrası internal fiksasyon yapılan hastalarda sıkışma bulguları görülebilmekte ve asetabular versiyonda azalma ve asetabular derinlikte artış femur boyun kırığı için predispozan olabilmektedir.
Objective: Congenital deformities, slipped capital femoral epiphysis and Legg-Calve-Perthes disease have been suggested as possible causes for femoroacetabular impingement (FAI). The aim of our study is to describe the radiographic signs of FAI after femoral neck fractures and to compare these data with those of the contralateral hip.
Method: Our institutional medical records database was retrospectively searched for patients 18-50 years old with a history of femoral neck fractures (OTA 31-B) between 2010-2019. Fifty-two patients were identified. After exclusion criteria, we detected 37 fractures in 37 patients. The mean age of 29 male and 8 female patients was 32,7 (range 18-48) years. The antero-posterior and cross- table lateral views of bilateral hip joints for all 37 patients were reviewed preoperatively and at final follow-up. The mean follow-up period was 48 months (range 6-98 months). In addition, postoperative CT-scans of these patients were also reviewed.
Results: According to OTA classification subtypes, 2 subcapital (31B1), 25 transcervical (31B2) and 10 basicervical (31B3) fractures were detected. The mean alpha angle on lateral X-ray of the operated side was statistically significantly higher than the unaffected side. The mean alpha angle on CT was higher on the operated side than the unaffected side. In addition, the acetabular version angle on CT was higher on the unaffected side while acetabular depth on CT was higher on the operated side. The lateral CE angle on the AP X-ray was not different on the unaffected side compared to the operated side.
Conclusion: Symptoms of impingement can be seen in patients undergoing internal fixation after femoral neck fracture, and a decrease in acetabular version and an increase in acetabular depth may be predisposing to femoral neck fracture.

8.Coexistence of Hip Torsional Deformities in Patients With Lumbar Disc Herniation; A Case-Control Study
Yağmur Işın, Erol Kaya, Onur Hapa, Ceren Kizmazoglu, Onur Gürsan, Berkay Yanik, Ercan Özer
doi: 10.5222/TJHS.2021.36855  Pages 51 - 55
Amaç: Kalça hastalıkları ile lomber omurga bozukluğunun birlikteliği Kalça-Omurga sendromu olarak adlandırılır. Lomber disk hastalığı ile kalça torsiyonel deformiteleri arasında bir ilişki olabilir. Bu çalışmanın amacı, lomber disk hastalığı olan hastalarda kalça torsiyonel parametreleri(femur, asetabular anteversiyon) ile klinik bulguların (kalça hareket açıklığı, kalça skoru) farklılık gösterip göstermediğini belirlemektir.
Yöntem: Çalışmaya lomber disk herniasyonu olan 20 hasta ile herhangi bir kalça ve omurga rahatsızlığı bulunmayan 20 hastalık kontrol grubu dahil edildi. Femoral anteversiyon (FeAv), asetabular anteversiyon (AA), merkez kenar açısı (CE), kalça fleksiyon ve ekstansiyon dereceleri, Harris Kalça skorları (HHS) bilateral olarak değerlendirildi.
Bulgular: Etkilenen tarafta HHS skoru ve kalça fleksiyon-ekstansiyon dereceleri kontrol grubuna göre daha düşük bulundu(p < 0.001). Tek taraflı etkilenen grupta kontrol grubuna göre AA değerleri daha düşük bulundu (AA: 13 ± 40’a karşı 16 ± 20 p: 0.01).
Sonuç: Kalça ve omurga bozuklukları arasında bir bağlantı olduğundan, bu çalışma kalça torsiyon bozuklukları ile lomber disk hastalığı arasında nedensel bir ilişki olup olmadığını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Hipotezi kısmen destekleyen, hastalıklı taraf, tek taraflı olarak etkilenen hastalarda kontrol grubuna kıyasla daha düşük derecelerde asetabular anteversiyona sahip olmasıdır. Mekanik ve/veya kalça torsiyonel parametreler, özellikle asetabular retroversiyon, tek taraflı lomber disk hastalığında etiyopatogenetik bir role sahip olabilir.
Objective: Coexistence of lumbar spine disorder with hip diseases is defined as Hip-Spine syndrome, there might be a relation between torsional deformities of the hip and lumbar disc disease. Purpose of the present study was to find whether hip torsional parameters (femur, acetabular anteversion) and clinical findings (hip range of motion, hip score) differ in patients with lumbar disc disease.
Method: Patients with lomber disc herniation (n: 20) and control subjects (n: 20) without any lumbar spine or hip disease were enrolled in the study. Femoral anteversion (FeAv), acetabular anteversion (AA), center of edge angle (CE), degree of hip flexion, extension, Harris Hip scores (HHS) were evaluated bilaterally.
Results: HHS score, degree of extension plus flexion was lower at diseased side when it is compared to the control subjects (p < 0.001). Unilaterally affected patients had lower AA than control subjects (AA: 13 ± 40 vs16 ± 20 p: 0.01).
Conclusion: As there is a link between hip and spine disorders, present study aims to find whether there is a causal relation between hip torsional deviations and lumbar disc disease. Partially supporting the hypothesis, diseased side had lower degrees of acetabular anteversion compared to control subjects at unilaterally affected patients. Mechanical and /or hip torsional parameters especially the acetabular retroversion may have an etiopathogenetic role in unilateral lumbar disc disease.

9.Patient Expectation and Satisfaction After Arthroscopic Debridement for Hip Osteoarthritis
Berkay Yanık, Ali Asma, Onur Hapa
doi: 10.5222/TJHS.2021.40085  Pages 56 - 60
Amaç: Bu çalışmanın amacı, orta ve ileri derecede kalça osteoartriti nedeniyle kalça artroskopisi uygulanan hastaların beklentilerini ve memnuniyetini değerlendirmektir.
Yöntem: Kalça artroskopisi uygulanmış ve en az bir yıl takipli Tönnis evre 2 veya 3 kalça osteoartriti olan 18 hasta çalışmaya dahil edildi. Tüm hastalara sınırlı rim eksizyonu (3-5 mm), kondroplasti ve osteofit/kam lezyonu eksizyonu ile kısmi labrum debridmanı uygulandı. Demografik veriler, eğitim düzeyi, VAS puanları, son takibe kadar geçen süre, beklenti ve memnuniyet düzeyleri değerlendirildi.
Bulgular: Takip süresi ile memnuniyet düzeyi, takip süresi ile memnuniyet puanı arasında negatif korelasyon olması dışında test edilen parametreler arasında herhangi bir korelasyon yoktu. Kısa süreli takip edilen hastalar, daha uzun süreli takip edilen gruplarla karşılaştırıldığında, hasta memnuniyet düzeyleri ve puanları daha yüksekti.
Sonuç: İlerlemiş kalça osteoartriti nedeniyle artroskopik debridman ile tedavi edilen hastaların memnuniyet düzeyleri takip süresine bağlıdır. Hastalar ameliyat sonrasında 2 yıla kadar memnun kalmaktadır.
Objective: The purpose of the present study was to evaluate the expectation and satisfaction of patients treated with hip arthroscopy for moderate to advanced hip osteoarthritis.
Method: Eighteen patients with Tönnis grade 2 or 3 hip osteoarthritis who were treated with hip arthroscopy and followed up for at least one year, were included in the study. All patients received partial labrum debridement with limited rim excision (3-5mm), chondroplasty and excision of osteophytes/cam lesion. Demographic data, education level, VAS scores, time to the last follow-up, expectation and satisfaction levels were evaluated.
Results: There was not any correlation between any parameters tested except a negative correlation between time to follow up and satisfaction level, time to follow-up and satisfaction point. When short-term follow-up patients were compared with longer term follow-up groups, patient satisfaction levels, and scores were higher.
Conclusion: Satisfaction levels of patients, treated with arthroscopic debridement for advanced hip osteoarthritis, is dependent on the follow-up time. Patients are satisfied up to 2 years postoperatively.

10.Proximal Femur Metastasis Treatment With Fixation or Hip Replacement. Results of 47 Patients
Selahaddin Aydemir, Cihangir Türemiş, Hasan Havitcioglu, Sermin Özkal, Ali Balci, Onur Hapa
doi: 10.5222/TJHS.2021.87587  Pages 61 - 66
Amaç: Bu çalışmanın amacı, proksimal femur metastazına bağlı kalça kırığı olan veya olmak üzere olan, fiksasyon veya protezle tedavi edilen hastaları karşılaştırmaktı.
Yöntem: Fiksasyon tedavisi 27 hastada (IM çivi, DHS), 20 hastada protez (endoprotez veya total kalça protezi) tedavisi yapıldı. Veriler, hasta demografisi, kanser tipi, lokalizasyonu ve metastaz tipi, gerçek veya kırık riski, kemik metastazı sayısı, spinal veya viseral metastaz varlığı ve tedavi verileri (ASA sınıfı, hastanede kalış veya ameliyat veya sağkalım süresi, çimento kullanımı, adjuvan tedavi, postoperatif yürüme durumu) ile ilgili analiz edildi.
Bulgular: Tespit grubu (63 yaş) protez grubundan (70 yaş) daha gençti (p: 0,03). Subtrokanterik alanda fiksasyon daha çok tercih edildi (p˂0,001). Fiksasyon grubunda lezyonun sement uygulaması daha fazla tercih edildi ve ameliyat süresi daha uzundu (p: 0.01). Fiksasyon yapılanlarda “çoğunlukla tıbbi” daha fazla komplikasyon görülme eğilimi vardır (6’1 gevşeme” vs 3 ‘1 çıkık”).
Sonuç: Bir implantın diğerinden açık bir şekilde üstün olduğu hala net değildir ama çivilemenin çoğunlukla subtrokanterik alan için tercih edildiği ve daha önce bildirildiği gibi çoğu tıbbi ‘implantla ilgili olmamasına rağmen’ daha fazla komplikasyona sahip olma eğiliminde olduğu tekrar gösterilmiştir.
Objective: Purpose of the present study was to compare patients with proximal femur metastasis with actual or impending fractures who were treated by fixation or prosthetic hip replacement.
Method: Twenty-seven patients underwent fixation treatment (IM nail, DHS), and 20 patients prosthetic (endoprosthesis or total hip arthroplasty) replacement. Data were analyzed regarding patient demographics, cancer type, localization and type of metastasis, actual or impending fracture, number of bone metastasis, presence of spinal or visceral metastasis and treatment data (ASA class, length of hospital stay or surgery or survival, cement usage, adjuvant treatment, postoperative walking status).
Results: Fixation group (63 years) was younger than prosthesis group (70 years) (p: 0.03). Fixation was more preferred at subtrochanteric area (p˂0.001). Cementation of the lesion was more preferred and surgery time was longer at fixation group (p: 0.01). Greater number of complications (mostly medical) were more likely to be seen in the fixation group (6 ‘1 loosening’ vs 3 ‘1 dislocation’).
Conclusion: It is not still clear whether one implant is clearly superior to other one, however it was revealed again that nailing was mostly preferred for the subtrochanteric area and tended to have more complications although mostly medical and unrelated to implant placement as previously reported

11.ERRATUM

Page E1
Abstract | Full Text PDF

LookUs & Online Makale